17 08 2012

Zindan

Zindan |  görsel 1

 

 

Bir adım öne çıkmak istediğim zamanlarda düştüm gerilere. Göreceksiniz, siz de farklı değilsiniz. Ne zaman ki ses o adımı atmanızı haykırsa, bir eylül fırtınasına kapılır gidersiniz.

 

Bir yol açtılar bize. Korkmayın, hepimizi alacak türden. Asla demeyin derlerdi, aslından uzaklaştırırmış. Asla koşamam, asla yapamam… Ben de bir yolunu buldum elbet. Yok öyle bir yol değil benimki. Asla demedim, ama itiraf etmeliyim: hiç. Aslanın pes ettiği yerlerde kullandım hiç’i. Adil mi? Hiç bilmiyorum, asla da bilemeyeceğim.

 

Bana bir zindan çizsenize. Karanlık, nemli? Belki de kokuşmuş hayallerle dolup taşan. Yalnızlığın duvarına çarpan çığlıkların kollarında can veren duygular… Ve her duygunun yerini almaya hazır tükenmez umutlar… Beyaz bulutların üzerinde uçan mahkumlar… Bir zindan ki bu, zindan olduğunu en son içindekinin anladığı bir yer.

 

Bir yol açmışlardı ya bize. Sanırım, sanırım zindana giden bir yol olmalıydı bu. Hayır, kimse zorlamadı bizi yolu takip etmeye, yalnızca etrafı uçurumlarla doluydu. Ve bir zindan… Doğumunuzla biletinizin kesildiği… Karanlık, kapkaranlık… Duvarlarına rengarenk hayaller çizemeyeceğiniz…

 

Zindandan şarkılar söylediler bize. Her notasında  bir ürpertinin saklandığı, her nefeste zindan kokan şarkılar. Benim sesimi bastırdı bu şarkılar. Sesinizin yıkamadığı zamanlarda çaldınız bunu. Ve uyuttunuz bizi. Sizler! Sizlerdiniz zindanlarda fidan yetiştirmek isteyenler.

 

Her dönemece koymuşlardı bir kırmızı ışık. Ritmimi bozdunuz hayatımın. Yok, aslında teşekkür borçluyum. Siz öğrettiniz kırmızıda durulması gerektiğini, bedelini hayatımla ödeyeceğimi… Haklıydınız belki de, sizin amaçlarınıza ulaşamadan nereye? Ve bir hız sınırı koydunuz oraya. Aşanları tıktınız zindanlara, hani yolun sonunda bulunanlardan…

 

Ben… Bir hedef nedir bilemedim ben. Verdiğiniz at gözlüklerine teşekkür ettim. Gözlerimin sorumluluk almasından korktum ben. Sizin çizdiğiniz yol aşikarken kendime bir yol yapmaktı zor olan. Siz… Sizler tasarladınız bu zindanları. Buzdan heykelleri oraya dikemeyeceğimizi öğreten sizler…

 

Bir çocuk düşledim ben. Zavallı, muhtaç bir çocuk. Ve iki ayrı yol çizdim ona. Biri zindana, biri boşluğa. Büyüğü olarak tavsiye verdiğim her sefer gözü kapalı koştu zindanlara. Acımasız prangalar vurdum umutlarına. Üşütmedim onu; hüznün, öfkenin, terk edilmişliğin, aldatmacanın verdiği buhranın bunaltısı yetti. Ve bir ümit bahşettim ona… Oysa beni üzen, ne zaman zindanın duvarında bir gedik açsam gözlerini kapatmasıydı. Onu suçlayamazdım, gün ışığıyla korkutmuşlardı zavallıyı…

 

Ve diğer yol… Kontrolü ona sunduğum zamanlarda kaçtı oraya. Uçurumlara her düşüşünde uyanmayı öğrendi kabusundan. Ben mi? Onun iyi olmasını diledim…

 

Düşünüyorum da, hani bir zindan çizin demiştim ya size. Yok, kalsın artık. Belki de böylesi daha iyi. Mutlu olmaksa tüm bu kavga başımızı kuma gömmenin kime zararı var ki?..

 

konpi

814
0
0
Yorum Yaz